06 Temmuz 2008 Pazar

Gücüm Yetene Kadar...




Güneş burada da var
Ta ki batana kadar
Yıldızlar yine parlar Şafak atana kadar
Bilsen şimdi nerdeyim
Çılgın gecelerdeyim
Uzun bir seferdeyim
Gücüm yetene kadar
Gonca güllerim vardı
Burcu burcu kokardı
Rengi soldu sarardı Sevip tutana kadar
Bir yağmur ki dinmiyor
Fener söndü yanmıyor
Yüreğim dayanmıyor
Hasret bitene kadar

20 Haziran 2008 Cuma

ZORU BASARIRIZ ; IMKANSIZSA BIRAZ ZAMAN ALIR...YARI FİNALDEYIZ...

Tarih YAZDIK yazmaya devam EDİYORUZ...Randevuya az kaldı saat 21:45'de Hayat Duracak


06 Haziran 2008 Cuma

Canım Arkadaşım Doğum Günün Kutlu Olsun

İyi ki Doğdun İyi ki Varsın...









05 Haziran 2008 Perşembe

KırgıN...


Kırgın durduğuma bakma, aslında bende herşey aynı.

Hüzünlere olan bu bağlılığım, eskiden kalma. Hüzünler biraz daha sanki bana benziyor.

"Hiç değişmeyeceksin" diyor bir dostum.

Bu söz , tarifi imkansız bir mutluluk veriyor bana.


Aslında yeni bir başlangıç için; yaşım ve rüzgar müsait.

Ama gerekli dermanı dizlerimde ve yüreğimde bulamıyorum.

Yokuşları çıkarken yaşıma yakışmayan bir daralma oluyor nefesimde.

Bu darlıkta neyi değiştirebilirim ki?

Yaşım daha küçük yüreğimden.


Ben aslında rüzgar olsam, hep doğudan eserdim.

Ben aslında, hayatın sayfalarına ölüme dair dipnotlar hiç düşmedim.

Ben aslında, bir gün kapımın umuttan yana çalınacağına emindim.

Ben aslında, hayat ile hayali hep birbirine karıştırırdım.

Ben aslında anladım, yaralarıma uzanacak ellerin çok uzak olduğunu.

Ben aslında, cürmüm kadar yer yakardım. ..... '


Neyse' deyip toparlanmalıydım artık. Dökülen cümlelerimi, kırılan gençliğimi, darmadağın olan hayatımı onarmalıydım ve yeniden kalkabilmeliydim düştüğüm yerden. Bu kadar hassas olmanın vakti değildi artık. Küçük yaralarımla uğraşarak kaybedecek vaktim yoktu. Zira hayatın tutunacak dalları vardı. Asılmalıydım ben de zayıf kollarımla hayata; sabrı öğrenmeliydim. Sıkıca tutmalıydım bana uzanan elleri.


Değişmem zor aslında. Acılar hep aynı çünkü. Acılarım hep aynı... Yine de değişmeliyim, ey rüzgarlı hüznüm. Ne tarafa eseceğin belli değil, biliyorum. Biliyorum, denizi özlemem de kar etmez. Kimbilir belki masal olsaydı yaşadıklarım, bir umut olurdu hep Kafdağı'nın ardında. Ama masal değil yaşadığım, biliyorum.

Belki de oturup ağlayarak başlamalıyım değişmeye...

Oturup ağlamalıyım halime.


Belki tebessümlerimin bereketsizliği de terkeder beni böylece, kimbilir..

12 Mayıs 2008 Pazartesi

Annem'e



Neden hep acıklı neden hep ağıtlarla dolu anne şiirleri


Neden sadece hüzün var sözlerde


Ben anneme en saf en temiz sözleri söyledim


Zaten beklediği nedir ki bir çift güzel söz sıcacık bir öpücük




Canım Annem


Anneler Günün Kutlu Olsun..




Benim annem güzel annem Beni al kollarına Kucağında okşa beni Ninniler söyle bana Küçücükken başucumdaBana ninni söylerdin Sabahları uyanınca Beni okşar severdin


Bu gün hala kulağımda Çınlıyor tatlı sesin


Güzel annem kalbimin sen En büyük neşesisin


Benim yavrum tatlı yavrum


Gel benim kollarımaKucağımda uzan öyleNinniler söyleyim sana

16 Nisan 2008 Çarşamba

yıllar sonra aynı sevgiyle toca'sına



Bir mevsimin başlangıcı, bir ayın tam ortası, bir günün yarısındayım
Aklım çok karıştı birden bire yıllar öncesinde yaşadığım o güzel günün aynısını hatırladım.

Hayatımın en güzel kararını verdiğim o günü…

Bir ilkbahar mevsimi, mevsimin en güzel ayı işte şimdiki gibi tertemiz o Nisanı

Sana hiçbir kitapta, hiçbir şiirde, hiçbir yazıda kurulmamış cümlelerle seslenmek içimdeki seni sevme duygusunu sana sözlerimle hissettirmek istiyorum.

Sen, kelebeğin gözyaşlarını kurulayıp gökyüzüne senin omuzlarından kanatlandığı
Sevda meleğisin.

Sen yüreğimde; yanık türkülerle büyütülmüş çocuğun sevdaya adanmış son kelimelerisin.

Ömrümü ayakuçlarına eğip uğruna canımı adadığım taze mevsimlerin umut kokan tomurcuğusun sen.

Sen adınla başlayıp gözlerinde biten bir sevdasın bende.
@ylin


18 Mart 2008 Salı

Bursa Nutku



Türk Genci, devrimlerin ve cumhuriyetin sahibi ve bekçisidir. Bunların gereğine, doğruluğuna herkesten çok inanmıştır. Yönetim biçimini ve devrimleri benimsemiştir. Bunları güçsüz düşürecek en küçük ya da en büyük bir kıpırtı ve bir davranış duydu mu, “Bu ülkenin polisi vardır, jandarması vardır, ordusu vardır, adalet örgütü vardır” demeyecektir. Elle, taşla, sopa ve silahla; nesi varsa onunla kendi yapıtını koruyacaktır.

Polis gelecek, asıl suçluları bırakıp, suçlu diye onu yakalayacaktır. Genç, “Polis henüz devrim ve cumhuriyetin polisi değildir” diye düşünecek, ama hiç bir zaman yalvarmayacaktır. Mahkeme onu yargılayacaktır. Yine düşünecek, “demek adalet örgütünü de düzeltmek, yönetim biçimine göre düzenlemek gerek”

Onu hapse atacaklar. Yasal yollarla karşı çıkışlarda bulunmakla birlikte bana, başbakana ve meclise telgraflar yağdırıp, haksız ve suçsuz olduğu için salıverilmesine çalışılmasını, kayrılmasını istemeyecek. Diyecek ki, “ben inanç ve kanaatimin gereğini yaptım. Araya girişimde ve eylemimde haklıyım. Eğer buraya haksız olarak gelmişsem, bu haksızlığı ortaya koyan neden ve etkenleri düzeltmek de benim görevimdir.”

İşte benim anladığım Türk Genci ve Türk Gençliği!